02 Haziran 2009 Salı

Kalbine tutun







Hayat bilmeli ki aslolan,
Muhammed'in (SallALLAHu Aleyhi Vessellem.)
Hira'dan hayatın merkezine indirdiği
cümlelerin oluşturduğu yankıdır.

Hayat bilmeli ki asıl olan,
ölümün gözlerine
yaşarken bakabilmektir.

Hayat bilmeli ki asıl olan,
kalbinin gerçek sahibine
sımsıkı tutunmaktır




Düşüncelerine tutun.
Kendi vicdanının yargıcı,
Kendi günahının tövbekarı ol.
Kendi acısının sabredeni,
Kendi sıkıntısının ilacı,
Kendi dertlerinin dermanı ol.
Kendi yalnızlığının dostu,
Kendi cümlelerinin anlamı,
Kendi sessizliğinin sesi ol...

Kalbine tutun.



23 Mayıs 2009 Cumartesi

CANIM BENİM







Efendim hiç solmasaydı güneşe ışık salan yüzün
ve gül kokulu o yüzünde karar kılmasaydı hüzün
Efendim ,önce annemden öğrendim adını
Annemden öğrendim annesiz kaldığını
Önce o gösterdi parmağınla ikiye bölünen ayı
Önce ondan öğrendim adını duyunca ağlamayı
Ondan öğrendim
Halime'nin yurdunda misafiri olduğun evin bahçesinde
ellerini çırparak koşarmışsın uçarmış kuşlar
bilmem ki o bahçe hala seni beklermi
Efendim o gün seninle oynayan kuşlarmıydı melekler mi
Neccaroğullarının yurdunda,
Adiyy bin Neccar'ın havuzunda yüzmeyi öğrenmişsin
Ondan öğrendim gölgesi olmayan tek çocuk senmişsin
Annemin kalbinde ki şefkattesin
Şefkati inzal rahmettesin
Uğruna can verdiğim vuslattasın
Candasın canandasın canım benim
Efendim annemden dinledim sınırsız şefkatini
Ordunla birlikte çölde yürürken
Yavrularını emziren bir köpek görmüşsün
O ürkmesin diye başına bir nöbetçi dikmiş
Ordunun yönünü değiştirmişsin
Annemden dinledim efendim
Medine'de bir bahçeye girmişsin
Deve seni görünce
Yavaş ve ürkek yanına sokulmuş
Sanki kulağına bir şey söyler gibi durmuş
Sahibini sormuşsun
Sonra buyurmuşsun
Deve bana sahibini şikayet ediyor
Hem az yiyecek veriyor
Hemde çok çalıştırıyormuş
Efendim hiç solmasaydı güneşe ışık salan yüzün
ve gül kokulu o yüzünde karar kılmasaydı hüzün
Annemin kalbinde ki şefkattesin
Şefkati inzal rahmettesin
Annemin kalbinde ki şefkattesin
Şefkati inzal rahmettesin
Uğruna can verdiğim vuslattasın
Candasın canandasın canım benim
Uğruna can verdiğim kavuşmadasın
Candasın canandasın canım benim



20 Mayıs 2009 Çarşamba

Beni Bekledinse...













Sevda değildi bu sanki bir düştü
Sürecek diyordum sonsuza kadar
Takvim yaprağına ayrılık düştü
Aramıza girdi bu kara duvar

Beni bekledinse yağmurda karda
Beni bekledinse deli rüzgarda
Beni bekledinse yorgun yıllarda
Susuz yüreğimde çiçekler açar


Yüzün ay ışığı vuran bir koydu
Saçların gecede saman yoluydu
için güneşlerle dolu doluydu
Önce gözlerine gelirdi bahar



02 Mayıs 2009 Cumartesi

Yusuf ile Züleyha







Züleyha'nın Yusufluğu ..
Yusuf,dedi Züleyha, sen benim, evvel düşen şehrimsin, ahir düşen şehrimsin. Ezel düşen şehrimsin, ebed düşen şehrimsin.

Yusuf,dedi Züleyha; kalbim sen, benimsin yalnız benimsin,kalbin ben,seninim yalnızca seninim.

Yusuf, dedi Züleyha, sen masumsun, sen de bilirsin, ben de bilirim. Şu dört duvar, şu sıkı sıkı kapalı kapı,döşemenin üzerinde ezilen sarı gülün yaprakları tanık ki suçun yok senin.

Fakat güzelsin. Güzelliğin yoruyor beni, çünkü mümkünü var, suret kasrında bir suret değilsin.

Suçlu değilsen de bana, beni suçlu kılacak kadar güzelsin. Mümkünü olan bir güzelliğin sahibiysen Yusuf, ve bu güzellik yoruyorsa beni, sen dünyanın en masum mücrimisin. Suçlu,suçunu her zaman bilerek işlemez Yusuf ve güzellik bazen suça dönüşür.

Yaratılmışların en güzeli karşısında,ruhum kadar bedenim,kalbim kadar kalbimden çıkıp da bütün bedenimi deveran eden kanım ve damarlarım,ve bütün zerrelerim akıyorsa sana, ben de dünyanın en mücrim masumu değil miyim?

Çünkü, dedi Züleyha, güzelliğin bir derin kuyu senin. Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz.Ne mutlu kalbine sen düşene,ve ne mutlu senin kalbine düşene.

Tufandan kurtulmak için kendi derinliğine akan bir ırmak gibi; akmasam sana ölürdüm Yusuf, aktım, yine öldüm. Kendi ölümümün şeklini seçmem özgürlüğümse susarak ölmeyi değil,söyleyerek ölmeyi seçtim. Tortulanarak ve bulanarak değil,taşarak ve coşarak ölmeyi istedim. Hükmümün Yusuf olduğu yerde ölümlü olduğumu bildim.

Ve yine dirilecek olmamın emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim.

Yusuf,dedi Züleyha, bütün bir hayat, kınanma, horlanma, yitirme,her şey kalbimin üzerinden geçecek ve ben kalbimin altında kalacağım.

Bana dair ve bana rağmen var olan bir dünyada büyüklüğü,yitirdiklerinin çokluğuyla ölçülen bir Züleyha kalbi olacağım.
Senin zindan karanlığın benim özgür aydınlığıma denk düşecek, o kadar ki karanlık olacağım Sancıyla elimi attığım fundalıklar mavi çiçeklere dönüşmedi henüz, ama aslolan kalp olacak ve hayatı sonradan bulacağım.


Yusuf,dedi Züleyha, aşk zorlu bir sınav,ben bu sınavı en baştan ve gönüllü mü kaybettim?

Hayır işte!

Yitirmiş görünsem de kazancımsın sen benim. Ve şer gibi görünsem de göreceksin,yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda,hayrın olacağım sonunda.

Yusuf,dedi Züleyha, sana, gel kaderim ol, demem. O kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş, denizdeki su kadar kadersin bana.

Bak alnına, iki kaşının ortasına. Orada benim mührüm var. Alnımın yazısı olduğun kadar, alnına da yazıyım.

Değil mi ki sen Yusuf güzelisin, gömleğin çoktan yırtık senin.

Ve değil mi ki ben tecelli etmesem eksik kalır sana dair kader.

"Senin kaderin benim tecellim.", kaderimde zindan varsa,

Yusufluğum su götürmez benim.

Yusuf ile Züleyha / Nazan BEKİROĞLU






22 Nisan 2009 Çarşamba

Tarifsiz Sevgi







Tarifsiz Sevgi



Sen; sebebi gönül yangınımın alevlerinin
Sebebi sensin, kurduğum tüm cümlelerin.

Yokluğunun boşluğunda hep gezinir durur
Söyle, daha ne kadar boş kalacak ellerim.

Bil ki, hep sana
hitap; sanadır tüm şiirler
Gittin, boğazı düğümlendi, cânım dizelerin.

Bir meçhûlden gözüken hayâlin bile eksiltili
Sen bilinmeyen, sen ömrümün gizli öznesisin.

Fikirler anlamsız, nedendir, konu sen olunca
Dili tutuluyor, bildiğim o esrarlı kelimelerin.

Yâr! Güzelliğini bile niteleyemedi sıfatlar
Hakkı yok, yerine geçmeye hiçbir zamirin.

Ben bu denli vurgunken, böyle yanarken sana
Şimdi hangi dizeye sığar söyle, tarifi sevgimin.




12 Nisan 2009 Pazar

sen bana hiç ıslanmadın ki...







toprak yağmur kokuyor /
sen bana hiç ıslanmadın ki...

ilk damla düştüğü zaman gökten.
gözlerin geldi aklıma sebepsiz.
ya da / en güzel sebepti/n bilinmez.

yalnızlığımı g/örüyorum. titrek
gece yarılarında bir şiir:
vâdedilmiş yalnızlığıma umut.



07 Nisan 2009 Salı

Gözyaşı ustasıyım...








Gözyaşı ustasıyım
Ha sonbahar gelmiş;

Sarısını hüznümden, serinliğini yüreğimden damıtıp...

Ha gündüze küsmüşüm...

Boynumun büküklüğüne bahanem çok!

Gözyaşı ustasıyım; işsiz...

Ve yalnız...

(Sonra seni düşündüm... Bir an! Ey sevgili! “Ahir zaman” deyip geçiştirmek çok zor! Ne kılıcımda kan izi var. Ne muhabbetin dindiriyor acımı. Bu hal nedir?

•••

Şiir aramayın enkazımda...

Ha sonbahar gelmiş; ha gündüze küsmüşüm...

Aşk yâresi’ anlatmaz hâlimi,

Aşk bendim!

(Adını koyamadığımız bu işte: Bin kere düşüp, bin kere kalktık ayağa... Çokça haykırıp, çokça sindik... Aynada suretimiz yok şimdi...

•••

Şimdi bir musalla taşından seyrediyorum gökyüzünü...

Akşam sonrası, alacakaranlık.

Çıplak dalların arasından; koyu bulutlar...

Hiçbir şeyin vakti değil; avlu bomboş...

Sözün bittiği yerdeyim yani...

Yani herşey nafile...

(Biliyorum; son nefesten önce ölünmez. Biliyorum; hâlâ buradayız. Biliyorum; bu miras bizim...

•••

Gözyaşı ustasıyım; işsiz...

Ve yalnız...

Acımı ezan dindirir!

(Uzaklardan edilmiş bir dua uçup gelir başucuma... Bir anne şefkatiyle okşar başımı... Kavrulan dudaklarıma bir damla su, karanlığıma aydınlık olur. Kimin duası?)

•••

Sarı ve serin bir hüznün kucağında,

Kalbim yangın/üşüyor ellerim...

•••

Yazık; bu yangın öldürmüyor...

Yazık; gözyaşı söndürmüyor...

(Olsun... Kılıcımda kan değil; gözyaşımın ve duamın izi var...

Bir değil, bin ihtimal daha var!


~~~ Murat Başaran ~~~




GönLümün Dikenli güLü...








Yüzümde hüzünden gölgeler varsa,,,,
O hüzün yüzündendir olsa olsa,,,

Bilmiyorum, bu yaşamın çoğu yaşanmamışsa,
Yaşanmadığı okunur, şimdi, daldımsa,,,,

Özledikçe yalnız durup/susup baktımsa,
Sorulacakken nedeni nasıl sormadımsa,,

Geldiğini umudumla umudla umdumsa,,
Geleceğini görüyor/biliyordum, anlattımsa,,

O geçip/gitti 'ora'sına, ben göremedim, baktıysa,,,
Derim ki şimdi, bir daha gelse/de, sorsa,,

Sözümle, yüzümle, gözümle dedim, duysa,,
Bense buramda onu bekledim oysa,,,,

Yüzümde hüzünden gölgeler kaldıysa,,,
İçimde örülen duvardan düşmüştür, çatladıysa,,,

Özdemir Asaf



Gül lütfun'dan sineme har düşer







avuçlarımdan yere inci inci zâr düşer
kudretle alnıma bir uzun intizar düşer

hüsnünün karşısında bülbül olamadım da
yine de gül lütfundan şu sineme hâr düşer

ben hâlâ yanıyorum, gönül unutmadı ki
nitekim nisyanın kalktığı yere nar düşer

pay etmiş adaletle güya canan zamanı
bilmem neden hep bana uzun sonbahar düşer

vuslat ümidi bile gençleşmeme yeterken,
bir lahzalık firakla gönlüm ihtiyar düşer

kelime yarla başlar,hece müdamdır yarla
ve cümlenin sonuna nokta gibi,yar düşer

bir baktın ki sevgili parçaladın kalbimi
sanırsın sinem üstüne şak-ı Zülfikar düşer

ey kalkanı hâr, ölme ne olur başka yerde,
sinem kabristanında sana da mezar düşer

çarhı almış figanım, ay utanıp saklanır
derdime sema ağlar,tek tek yıldızlar düşer

çözdüğün zaman hani zülfün dudak büker ya
kalbimin en sıcak noktasına kar düşer

sual ederler benden “seviyor musun hâlâ”
dudağımdan cevaben sükûtla ikrar düşer


mustafa tanrıkulu



19 Mart 2009 Perşembe

Bana bugün sabır düştü...











Öyle zor bir zaman içinde
Bir ağır kelime bende
Girmedi mühürlü kalbe
Bana nuh'un sabrı düştü
Anlatamadım hiç kimseye
Bana bugün sabır düştü

Yıkılır önümde dağlar
Bana denizler yol olur

Çözülür dilimde bağlar
Bana o gün şükür düştü
Geçer sahrayı musalar
Bana o gün şükür düştü